A huge collection of 3400+ free website templates JAR theme com WP themes and more at the biggest community-driven free web design site
Ana Sayfa / Bilim / Tarih / Turgut Özal nasıl öldü
Turgut özal nasıl öldü
Turgut özal nasıl öldü

Turgut Özal nasıl öldü

Turgut Özal 17 Nisan 1993 tarihinde sekizinci cumhurbaşkanı iken görevi başında hayatını kaybetmiştir.

Aradan geçen senelere rağmen Turgut Özal’ın nasıl öldüğü konusu netliğe kavuşmuş değildir.

  1. Turgut Özal’a Otopsi Yapıldı
  2. Turgut Özal’ın naaşında 4 ayrı zehir tespit edildi
  3. Limonatayla zehirlendiği
  4. Diğer bir iddia : PKK içindeki barış istemeyen güçler
  5. Köşk’ün doktoru izinli, ambulansın şoförü yok.
  6. Özal Nerede, Nasıl Düştü?
  7. Kırılan kan şişesi
  8. Büyük Türkiye Cumhuriyeti.

Turgut Özal’a Otopsi Yapıldı

Turgut Özal’ın naaşında 4 ayrı zehir tespit edildi

İstanbul’un ardından Ankara Adli Tıp Kurumu da merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın naaşında zehir tespit etti.

Taraf Gazetesi’nin haberine göre, Özal’ın naaşından alınan söz konusu numuneler, Ankara Adli Tıp’ın Kimya İhtisas bölümündeki toksikoloji laboratuvarında beş uzman tarafından incelendi. Numune referanslarında, 1980’de Türkiye’de yasaklanan DDT (dikloro difenol trikloroethan) zehirli maddesinin karaciğerde parçalanması sonucu oluştuğu bilinen DDE ve polonyum (radyoaktif madde) adlı zehirlerin normalin çok üzerinde olduğu saptandı. Habere göre bu zehirlerin Özal’ın vücudunu zarara uğrattığı ve ölümüne neden olduğu vurgulandı. İnceleme sonucunda, bu maddelerin Özal’ın naaşından alınan numunelerde, bir insan bedeninde bulunabilecek değerlerin çok üzerinde tespit edildiği belirtildi. Bu yüzden Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü görüşü ağırlık kazanırken, ölüm nedeni kayıtlara ‘zehirlenme’ olarak geçirildi. Ancak söz konusu zehirlerin vücuda topraktan geçip geçmediği ve vücutta ne kadar süre kaldığı Ankara Adli Tıp Kurumu’nca da araştırılıyor.

Ankara Adli Tıp’ın inceleme sonuçları, bu hafta içinde İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilecek. İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi, Ankara’dan gelen bulgularla kendi ellerindekini karşılaştıracak ve 1. İhtisas üyeleri, Özal’ın ölüm nedenini kesinleştirmek için görüş bildirecek. Değerlendirme sonuçları, en geç sekiz gün içinde savcılığa iletilecek. Öte yandan, İstanbul ve Ankara Adli Tıp kurumlarının Özal’ın zehirlenerek hayatını kaybettiği yönündeki sonucu, savcılığa sözlü olarak ilettiği öğrenildi. Sonucun yazılı olarak iletilmesinden sonra ise Özal’la ilgili iddialar, ölümünden 19 yıl sonra sonuca ulaşmış olacak. Bilindiği gibi Zaman, 24 Kasım’da Özal’ın naaşında 4 ayrı zehir tespit edildiğini bilgisini manşetten duyurmuştu.

Limonatayla zehirlendiği

Turgut Özal’ın öldürüldüğü ve Bulgaristan Büyükelçiliği’nde içtiği limonatayla zehirlendiği en ciddi iddia olarak arşivlerde yerini almıştır. Bu iddiayı Reha Muhtar gündeme taşımıştır.

Bu iddia gündeme şöyle taşınmıştı :

“Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümü üzerindeki sis perdesi dağılmıyor. Reha Muhtar, Özal’ın Bulgar Büyükelçiliği’nde içtiği limonatadan zehirlenerek öldüğü iddiasını ortaya attı. Muhtar, iddiasına delliller sıralıyor. İşte Zeynep Özal’ın , ‘Bir Kadın Birkaç Hayat’ adlı kitabında Müge Anlı’ya anlattığı esrarengiz olayın ayrıntıları…Seyahatten yeni dönmüştü.. Cuma sabahı çalışma ofisine inerek imzalanması gereken evrakları inceledikten sonra eşinin yanına döndü.. Eşofmanları giyerken, Semra Hanım’a “Dün geceki uyku yetmedi, biraz daha dinleneceğim..” diyordu..

Fakat saat 19.00’da telaşla konutun kapısını çalan Kaya Toperi’nin sözleri bu istirahate izin vermeyecekti..-“Efendim sanırım gözden kaçırdığınız bir daveti size hatırlatmak istedim.. Bulgar sefaretinde bir Bulgar ressamın sergisi açılıyor.. Kokteyl veriliyor. Muhakkak gitmemiz lazım..”Programa genellikle uymasıyla tanınan Turgut Bey her zamankinden farklı olarak bu kez karşı koydu:-Kaya çok yorgunum.. Gitmeme imkan yok.. Beni bırakın.. Dinlenmek istiyorum..

Kaya Toperi ısrarına devam edince Semra Hanım girdi devreye..- Çocuklar görmüyor musunuz, çok yorgun.. Niye bu kadar ısrar ediyorsunuz?.. Hem ben de gelemem.. Çin yolculuğu için bavulları hazırlamam lazım..Kaya Toperi geri adım atmıyordu.. Tüm isteksizliğine rağmen bu kadar ısrar karşısında çaresiz, “Tamam,” dedi Turgut Bey.. Ayrılırken kendisini endişeli gözlerle izleyen eşinin yanağına bir öpücük kondurarak, “Merak etme” dedi: “Fazla kalmaz hemen dönerim.”

İki saat sonra köşke döndüğünde keyifsizliği artmıştı.. Yatak odasına doğru yönelirken akşam yemeği için hazırlanan eşine, “Ben yemeyeceğim” dedi. Kızdı Semra Hanım, “Yoksa dışarıda bir şeyler mi yedin yine?.”

Eşine sevgiyle sarılan Turgut Bey, kendini savunmaya başladı.. – Yok hayatım hiçbir şey yemedim.. İçki içmiyorum diye limonata hazırlamışlar, onu içtim..” – Ben sana açıkta gelen bir şeyi içme demiyor muyum?..Semra Hanım’ın en korktuğu şey başına gelmişti.. Suikastten sonra Turgut Bey’in dışarıda kapağı önceden açılmış hiçbir şeyi içmesine müsaade etmiyordu.. Hatta Turgut Bey’e köşkte soda getirildiğinde bile şöyle diyordu:”Sodayı mutfakta açmayın.. Şişeyi burada açın.. Gazı gidiyor.. Turgut Bey sevmiyor..

“Bulgar Büyükelçiliği’nde ikram edilen açık limonatanın ertesi günü cumartesi sabahı, duşunu alıp traşını oldu Turgut Bey.. Kahvaltı masasına doğru ilerlerken, yatak odasıyla oturma odası arasındaki spor aletlerinin durduğu bölüme girdi.. Yürüme bandına çıkmıştı ki, vazgeçti.. Yanına gelen Semra Hanım’a “Yürümeyeceğim.. Terlerim şimdi.. Yeniden banyo yapmak istemiyorum” dedi.

Semra Özal kahvaltıyı hazırlamak için dönmüştü ki arkasında bir gümbürtü koptu.. Korkuyla arkaya döndü eşini gördü.. Turgut Bey boylu boyunca yerde yatıyordu.. Hiç zaman kaybetmeden eğildi, nabzını yokladı.. Atmıyordu..”

Ayrıca eşim Semra Özal, Turgut Özal’ın ayakta ölmüş olduğunu; ani bir ölüm gerçekleştiğini; Ayrıca hemen dönüp Turgut Özal’ın yanına vardığında ağzından beyaz bir köpük geldiğini beyan etmiştir.

Diğer bir iddia : PKK içindeki barış istemeyen güçler

“Özal’ın ölümü üzerinden henüz bir ay geçmişti ki, karanlık bir olayın haberi de Bingöl’den geldi. Şemdin Sakık’ın, 24 Mayıs 1993’te Bingöl-Elazığ karayolunu keserek silahsız 33 askeri öldürmesi ateşkesin sonunu getirdi. Öcalan, sürekli olarak Özal’ın ölümü ile 33 askerin öldürülmesini ilişkilendirerek, devlet ve PKK içindeki barış istemeyen güçlerin bu iki olayı gerçekleştirdiğini söyledi…”

Köşk’ün doktoru izinli, ambulansın şoförü yok.

Özal’ın ölümü ile ilgili tartışmaya, Özal’ın Başbakanlığı döneminde danışmanlığını yapan Erkal Zenger de katıldı. Kriminoloji uzmanı olduğunu iddia ettiği Arif Neşet Caner ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyen Erkal Zenger, Özal’ın ölümünde ihmalin olduğuna dikkat çekti. Zenger şunları söyledi: “Özal’ın vefatında birtakım tuhaf işler var. Doktor Cengiz Arslan hadi geziden geldi. Özal geziden yorgun geldiğinde doktoru yanında yoktu, İstanbul’a gitmişti. Bu çok hatalı bir hareket. Köşk’ün doktoru izinli, ambulansın şoförü yok. ”

Özal, 17 Nisan 1993 Cumartesi günü Çankaya Köşkü’nde kalp krizi geçirdikten sonra önce GATA’ya nakledilmek istenmiş; ancak hala aydınlatılamayan bir nedenle Hacettepe Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Turgut Özal burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı.

Özal Nerede, Nasıl Düştü?

-Semra Özal şunu söylüyor. Karşılıklı gülerek kahvaltıya geçiyorduk. Kalbine kurşun yemiş gibi aniden düştü. Tıpkı saatli bombalar gibi saatli iğneler de var. Eşime saatli iğne yapılmış olabilir.

Bilmiyorum tabii. Sayın Özal’ın vefatının tek tanığı Semra Hanım. Başka kimse yok. Kendi bölümlerindeler. Turgut Bey düşüyor yere, Semra Hanım nöbetçi yaveri çağırıyor.

-Sanılanın tersine Turgut Bey, o sabah spor yapmamış. Semra Hanım’la kahvaltı odasına geçiyorlarmış. Bir koridor var diyor, o koridordan geçiyorlarmış. Böyle bir koridor var değil mi..

Evet, evet…

-O koridordan geçerken arkamda pat diye düştü diyor…

Bana doktoru Cengiz Aslan’ın söylediği bunlar. Ben onun yalancısıyım. Çünkü hiçbirimiz orada değildik. Semra Hanım orada. Daha sonra nöbetçi yaver çağrılmış.

-Demek ki ikinci tanık o.

Yerde Cumhurbaşkanı’nı o görüyor.

-Başyaver Aslan Güner de orada yok.

Hayır. Çağırıyorlar Aslan Güner’i sonra. Ambulans gelirken hastaneye başyaver de geliyor. Hastaneye gittiğimde Semra Hanım’ı gördüm. Başını salladı, yukarı çıktım. Turgut Bey’in üzerinde çalışıyorlardı. Bir ara Hilmi Özkutlu çıktı. Nasıl Sayın Cumhurbaşkanı’nın durumu dedim. Nasıl olsun abi dedi. Simsiyah bir surat. Anladık ki vefat etmiş.

-Hastaneye götüren ekipte Aslan Güner de var.

Var. Öyle biliyorum ben.

-Yusuf Bozkurt Özal ile yaptığımız bir konuşma var. “Ben havaalanında ağabeyimi karşıladım, Yüzüne baktım, görür görmez, zehirlenmiş dedim” demişti. Musa Öztürk de, yavaş yavaş ölüme götüren bir siyanür zehirlenmesi kuşkusundan söz ediyor. O tarihlerde Pakistan Genelkurmay Başkanı Asif Nawaz’ın ölümünün de bu şekilde bir zehirlenme ile olduğu ortaya çıkmış.

Vallahi Musa Öztürk o vakit koruma müdürüydü. Yani Cumhurbaşkanı’nın sağlığından, varlığından, hayatından baş sorumluydu. O vakit onun görevini yapması gerekirdi. Nerede hata yaptıysa, oradan başlamak lazım bunu aramaya…

-Yusuf Bozkurt Bey’in sözüne ne diyorsunuz…

Yani hakikaten Turgut Bey çok yorgundu. Çok yorucu bir seyahatti. Bitaptık, sapsarıydık hepimiz. Hatta Anayasa Mahkemesi’ne gittiğimiz o gün, sabahleyin önüm açıktı. Sen kaç kilo almışsın dedi. Bir kilo dedim. Ne bir kilo ya, orada dört kilo var dedi. Efendim dört artı bir dedim. Ya ben de çok kilo aldım dedi… Şimdi ben zehirlenmiş olsam, siz bana bakıp da Kaya Bey sen zehirlenmiş gibi görünüyorsun diyemezsiniz. Bilemeyiz ki… Tıp bizim tek kaynağımız. Güvendiğimiz tek şey tıp adamlarının görüşü. O vakit, eğer otopsi yapılsaydı, ki iyi hatırlıyorum ben, Semra Hanım da, başkaları da otopsiye karşı çıktılar. Ama şimdi istenirse yine çıkarırlar.

Kırılan kan şişesi

-Bir de Hacettepe’de kırılan kan şişesi konusu var. Ahmet Özal diyor ki, 1998’de Hacettepe’ye telefon açtık. Laborant dedi ki kan burada. Ama bir süre sonra tekrar konuştuğumuzda dedi ki Ahmet Bey valla kan şişesini hemşire düşürmüş, dökmüş. Hemşire Dilber Karabulut da demiş ki, “Özal’ın kan örneğinin tüm sonuçları farklıydı. Normal şekilde ölen bir insanın kan sonuçları değildi. Abuk sabuk sonuçlardı.”

Büyük Türkiye Cumhuriyeti.

Semra Hanım Turgut Özal’ın vefat ettiği gün Çin gezisine çıkmaya hazırlandıklarını ifade ediyor. Fakat bu durumu özel yapan bir gezi değil. Turgut Özal’ın yıllarca ince eleyip dokuduğu, gizlice alt yapısını hazır ettiği Büyük Türkiye Cumhuriyeti idi. Bu birlik sanal da olsa pek ciddiye alınmasa da işin aslı çok ciddi bir enerji kaynağına hükmedecek, dünyanın merkezinde bir birlikteliğin sanalı bile birileri için çok büyük bir risk olabilirdi.

Semra Hanımın ifade ettiğine göre Turgut Özal hazırlıklarını bitirmişti ve Çin gezisi bu projenin hayata geçirileceği yer olacaktı. Çinde imzalanacak bir protokol ile bu büyük hayalin gerçekleşmesine sadece bir gün kalmıştı. Turgut Özal protokolün Çin’de imzalanmasını ve Çin’den ilan edilmesini planlamıştı.

Ancak ne büyük bir tesadüf ki yola çıkacağı gün aramızdan ayrıldı ve bu birlikteliği ve projeyi bir daha ağzına almaya dahi cesaret eden çıkmadı.

 

Yorumlar

comments

  administrator

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir